Yeniden merhaba,
Birkaç gündür etkisinden çıkamadığım, aklıma geldikçe içime tarifsiz bir bunalım salan bir konuyu anlatmak istiyorum sizlere bu yazımda. Rivayet mi, hikaye mi bir yana, Türkan Şoray'ın "Sultan Gelin" filminin konusuna benzer bir olay anlatacağım. Filmin hikayesini bilmeyenlere kısa bir spoiler vereyim. Sultan (Türkan Şoray), köyün ağasının oğluna 7.500 lira başlık parasına verilir. Ancak ağanın oğlu ağır kalp hastasıdır ve gerdeği göremeden, düğünün ertesi sabahında ölür. Başlık parasını heba etmek istemeyen ağa, Sultan'ı henüz 4-5 yaşlarında olan diğer oğlu ile evlendirir ve olaylar gelişir. Benim ulaştığım bu hikaye de işte böyle bir garip "Sultan Gelin" hikayesi. Çok uzatmadan hikayeme başlayayım.
1940'lı yılların daha başlarında, Karadeniz'in bir köyünde, erkeği bol, kızı az olan bir ailenin babası olan bey amcamız yayla zamanında çalışırken komşusu diyebileceğimiz bir başka bey amcaya evindeki kızından bahseder. O kadar erkek çocuğuna rağmen kızının bambaşka olduğunu, 13-14 yaşlarında olduğu halde onu yaylaya götüremedikleri danalara, ineklere baksın diye evde yapayalnız bırakabilecek kadar becerikli, güvenilir ve akıllı olduğundan söz eder. Bu kadar becerikli, akıllı kızı duyan diğer bey amcamız da oracıkta gaza gelir, daha 6-7 yaşlarında olan oğluna gelin diye ister. Artık kızını vermiş midir bilinmez, bu bey amcamız yayla dönüşü rahatsızlanır, hayatını kaybeder. Aradan bir zaman geçer, oğluna gelin isteyen amcamız dayanır kızımızın aile evinin kapısına. "Biz bey ile sözleşmiştik, gelinimi almaya geldim." der.
Düğün kurulur, eğlence yapılır ama herkesin dilinde damadın hali tabi. Damat 7-8 yaşlarında var, yok. Dedim ya, bir garip "Sultan Gelin" hikayesi işte! Tek farkı abi-kardeş durumunun olmaması. Neyse malumunuz çocuk olan damat bir abla, anne şefkati ile büyür, ergin olur, yaşı tutar, nikahları kıyılır. Ardından bir de bebekleri olur. Ama daha askerlik çağına bile erişemeyen genç damadımız bir akrabasına ziyarete gider; ancak geriye cenazesi gelir.
![]() |
| Sultan Gelin filminden bir kare. (1973) |
Hikaye burada bitmez, "ekin kalktı tarla boş, herif öldü avrat boş" derler, atarlar bebeğiyle kapıya gelini. Gelin kızımız bir müddet akrabasında kalır. Kendi ailesi bebeği istemez, damadın ailesi hiçbirini. Kızımız kendini umursamaz da, bebeğinin ölmesinden korkar. Birkaç kez gider kapıya, yüzüne çarparlar kapıyı. Bir gün nasıl olur bilinmez, bir yolunu bulup bebeğini kaybettiği eşiyle odalarına koyar, uzaklaşır oradan.
Hikaye aslında daha derin ve kapsamlı ama ben bu kadarında bırakmak istiyorum. Çünkü bu kısma kadar bile yeterince etik problemleri meydana çıkardı bu hikaye. Çocuk gelin, çocuk damat, kız çocuklarının mal gibi verilmesi, kovulması, bir annenin bebeğiyle sokağa atılması, annenin bebeğini terketmesi, terk etmeye zorlanması ve daha nice problemler... Aslında her birinin temelinde yatan şey apaçık ortada: Cehalet. Önünde durmamız, karşı çıkmamız gereken tek şey değil mi zaten? Belki bu kadar sert tutumları geride bırakmış olabiliriz fakat aynı temelden beslenen buna benzer zihniyetleri beyninde besleyen insanların sayısı maalesef hiç de az değil.
Tüm karanlık düşüncelere bulanmış ellerin çocukların, kadınların üzerine yaklaşamadığı yarınlara uyanmak dileğiyle...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder